Fonksiyonel tıp uygulamalrında ikinci büyük omurga; stres–uyku–hormon ritmi üçlüsüdür. Bunun nedeni basit: kronik stres, kötü uyku ve düzensiz ritimler; iştah, kan şekeri, bağışıklık, inflamasyon ve hatta bağırsak fonksiyonu üzerinde zincirleme etkiler yaratabilir.
Stres sadece “psikoloji” değildir.
Stres, vücudun biyolojik yanıtıdır. Bu yanıtın merkezinde HPA ekseni (hipotalamus–hipofiz–adrenal) bulunur: vücudun kortizol ritmini, uyanıklık–dinlenme dengesini ve “hazır olma” halini düzenler.
Burada kritik nokta şudur: mesele “kortizol yüksek mi düşük mü?” gibi tek ölçümden ibaret değildir; ritmin kalitesi de önemlidir. Fonksiyonel tıp yaklaşımının “fonksiyon süreçtir” fikri burada çok görünür olur.
Uyku: en büyük biyolojik kaldıraçlardan biri
Uyku, hormon ritminin “zaman ayarıdır”. Yetersiz uyku:
- açlık–tokluk hormonlarını etkileyebilir
- stres yanıtını keskinleştirebilir
- kan şekeri dalgalanmalarını artırabilir
- ağrı algısını yükseltebilir
Bu nedenle fonksiyonel yaklaşımda uyku hijyeni “ekstra” değil; çoğu zaman temel basamaktır.
Hormonlar ve ritimler: birbirine bağlı sistemler
Hormonlar (tiroid, insülin, cinsiyet hormonları vb.) tek başına değerlendirilse bile, stres ve uyku ritmiyle güçlü bir etkileşim içindedir.

“Dengeleme” Ne Demek?
Dengeleme; bir anda hayatı tersyüz etmek değil, küçük ama etkili müdahaleleri düzenli hale getirmektir:
- sabah gün ışığı ve hareket
- kafein zamanlaması
- akşam ekran/ışık yükünü azaltmak
- düzenli öğün ritmi
- nefes/gevşeme pratikleri (parasempatik aktivasyon)
- mümkünse haftalık planlı egzersiz
Ölçülebilir Hedef Yaklaşımı
Stres–uyku–ritim alanında “iyi hissediyorum”u somutlaştırmak için takip; uyku süresi, uykuya dalma süresi, sabah dinçlik skoru, gün içi enerji dalgalanması, odak düzeyi gibi ölçülerle yapılabilir.
Özetle: Ritim bozulduğunda sistemler bozulur; ritim toparlandığında çoğu sistem daha iyi çalışır. Fonksiyonel yaklaşım, bu ritmi sürdürülebilir adımlarla yeniden kurmayı hedefler.